DOLAR 7,6207
EURO 8,9057
ALTIN 457,50
BIST 9,7259
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 31°C
Gök Gürültülü

Emekli başkomiserden genç polislere: Laik cumhuriyetin polisleriydik…

Emekli başkomiserden genç polislere: Laik cumhuriyetin polisleriydik…
REKLAM ALANI
27.05.2020
398
A+
A-

Emekli Başkomiser Nejdet Kahraman’ın 2015 yılında kaleme aldığı ve genç polislere seslendiği yazısı, yurdun çeşitli yerlerinden polis şiddeti haberlerinin geldiği şu günlerde sosyal medyada yeniden ilgi odağı oldu. Kahraman o yazısında,  1980 öncesinde polislerin laik cumhuriyetin polisi olduğuna işaret ediyor ve “Sadistlik, birey veya aile fertlerinin özel hayatlarının gizliliğini ihlal, kendisi gibi inanmayan veya düşünmeyenleri öldürmek arzusu yoktu” diyor.

 

ARA REKLAM ALANI

 

Emniyet teşkilatında uzun süre görev yaptıktan sonra başkomiser seviyesinde emekli olan Nejdet Kahraman, 2015 yılının Nisan ayında kaleme aldığı bir yazıda, genç polis memurlarına seslenmiş ve onları hem şiddet kullanımı, hem siyasete alet olmama konularında uyarmıştı.

Salgın nedeniyle sokağa çıkma yasağının uygulandığı günlerde farklı şehirlerden polis şiddeti haberleri gelince bu yazı sosyal medyada yeniden tartışılmaya başlandı. İşte emekli başkomiserin genç polislere seslendiği o yazı:

 

‘Şehirlerde patlıcan gibi parlıyorduk. Geldiğimiz yeri çoktan unutmuştuk’

 

Sevgili genç meslektaşlarım,

Sevgili polisler. Son günlerde sosyal medyaya yansıyan görüntüler emekli bir polis olarak beni ürkütmektedir. Bu nedenle; bütün polis arkadaşlarıma sesleniyorum.

Arkadaşlar, emekli bir Başkomiser ağabeyiniz olarak düşünce ve deneyimlerimi, aynı zamanda temennilerimi paylaşmak istiyorum. Emniyet örgütü, tarihinde ilk defa 1970’li yılların başlarında, kadro bakımından en büyük örgütlenmesini yapmıştır. Bu geniş kadro daha çok toplum polisi olarak alınmıştır. O tarihlerde hizmet yılı ve tahsili bizimle denk olan diğer kurum memurlarının neredeyse iki katına yakın maaş alıyorduk. Görevli bulunduğumuz şehrin pırıltılı ışıkları içerisinde patlıcan misali, geldiğimiz yeri çoktan unutmuştuk. Sanki her birimiz varlıklı ailelerin çocukları gibi davranıyor, bir çoklarımız vur deyince belini kırıyorduk.”

 

 

‘Çirkin politikanın oyununa gelerek iki parçaya bölünmüştük’

 

O yıllarda okullarımız devletin okullarıydı ve M.KEMAL ATATÜRK’ün kim olduğunu öğrenmiştik. Ailelerimizde günahtır, yazıktır, haktır, hukuktur, adalettir, haramdır sözleriyle büyümüş, vicdan sahipleriydik. Derken; kent yaşamı, görevin zorluğu, çalışma süresinin 12 saat olması, yapılan haksızlığı, hukuksuzluğu gören daha eğitimli, birçok rütbelilerin de öncülüğünde, benim de üyesi olduğum Polis Derneği (Pol-Der) kuruldu. Bazı direnişlerle birçok özlük haklarda kazanılmışken, bu yapıda rahatsız olan iktidar, güya alternatif olarak Pol-Bir’i kurdurttu. Sonuçta çirkin politikanın oyununa gelerek iki parçaya bölünmüştük ve acımasız terör ortamında bizlerde başı derdimize düşmüştük. Bırakınız halkın bize güvenini, biz birbirimize güvenemediğimiz için birlikte göreve çıkamaz olmuştuk. 12 Eylül1980 tarihine gelinen bu süreci yaratan politikacıların maşalığını yaparak en büyük katkıyı vermiştik. Bir anlamda, ülkeyi 12 Eylül 1980’e taşıyan polis olmuştur deniliyorsa gerçek payı da vardır.”

 

“Cop kullanıp üzerlerine gaz sıktığınız genç insanların arasında geldiğinizin farkında olmalısınız”

 

“Sevgili genç meslektaşlarım.

Anlattığım bu kara tablonun içerisinde sadistlik, birey veya aile fertlerinin özel hayatlarının gizliliğini ihlal, kendisi gibi inanmayan veya düşünmeyenleri öldürmek arzusu yoktu. Laik Cumhuriyet’in polisleri olduğumuz içindir ki, şehit cenazelerinde, tabutun altında tekbir getirmekte yoktu. Her şeye rağmen, üzerimizdeki üniformanın ciddiyetini koruyorduk. Sizler üniversite okumuş daha vicdanı hür, hak, hukuk, adalet ve insan hakları kavramını öğrenmiş, onca tahsile karşın, aldığınız yetersiz ücretle kıt kanaat geçinmektesiniz. Ve sizler de, o görevlere gelinceye kadar, cop kullanıp üzerlerine gaz sıktığınız genç insanların arasında geldiğinizin farkında olmalısınız. Mahkeme kararlarına dayalı, yasal görevlerinize rağmen sürgün edilmekten, cezaevlerine düşmekten kurtulamadığınızı görmektesiniz. Geçmişi acı tecrübelerle dolu olan bu örgütün genç elemanları olarak, tek dayanağınız yasalar ve örgütlü mücadeleniz olmalı. Dün iktidar ganimetlerinden faydalanarak maşalık yapanların bugün cezaevlerinde tahliye beklemekte olduklarını görmektesiniz. Çok hoşuma giden bir söz “AĞACA DAYANMA KURUR, İNSANA GÜVENME ÖLÜR ” ne kadar doğru söylenmiş değil mi ? Vicdanı hür genç arkadaşım. Meslek hayatım boyunca, hiç bir zengin insanın nezarete konulduğuna tanık olmadım. İşte bu nedenle; “polis varlıklıların ve politikacıların kölesi, iş ekmek arayan garibanın da baş belası ” tanımlaması yapmıştım.”

 

‘Arkadaşının ensesinden tutup sık ulan sık diyeni nefetle izledik’

 

“Arkadaşının ensesinden sallayarak, halkının üzerine gaz sıkmak istemeyen arkadaşına ‘sık ulan sık’ diyerek haykıran, sadist ruhlu insanların varlığını nefretle izledik. Genç meslektaşım, ister cemaat okullarında ister M. Kemal Atatürk’ün okullarında, hangisinde okumuş olursan ol, bu ülke bizim. Kürt, Türk, Alevi, Sünni, etnik ve mezhepleri ne olursa olsun insanlar bizim. Aksini düşünür de uygularsan, insanları değil, ülkeyi bölersin.”

REKLAM ALANI
YORUMLAR

  1. Mehmet OK dedi ki:

    Tereddüt etmeden imza atacağım, öğüt veren bir yazı.
    O dönemi bizim kuşakta yaşadığı için bir an o günlere gittim.
    Sonsuz sevgi ve saygılarımla!