DOLAR 7,5582
EURO 8,9394
ALTIN 473,86
BIST 9,8237
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 33°C
Parçalı Bulutlu

Davamız yeşil pasaport değil, hukuku üstün bir devletin değerli kırmızı pasaportuydu…

Davamız yeşil pasaport değil, hukuku üstün bir devletin değerli kırmızı pasaportuydu…
REKLAM ALANI
23.06.2020
314
A+
A-

“… Öyle ya birinin, avukatlığın, savunmanın bağımsızlığını, hukukun üstünlüğünü savunma mücadelesinde cüppesi yırtılırken, diğeri cumhurbaşkanının önünde düğmesiz cüppesini ilikliyordu. Hangi cüppe daha değerliydi? Bizim davamız yeşil pasaport değil, yargısı bağımsız, savunması özgür, hukuku üstün bir devletin değerli kırmızı pasaportuydu…”

 

ARA REKLAM ALANI

 

AV. ŞERİFE ARICI YILDIZ

 

 

Türkiye 18 yıllık AKP iktidarının son üç yılında hukuku katlederek ülkeye dayattığı cumhurbaşkanlığı sistemiyle hak ve hukuk ihlallerinde dünya liderliğine oynuyor.

Mühürsüz oy darbesiyle devlete hukuksuz olarak el koyan irade, millet iradesini de kurucu iradenin güvencesi olan Anayasayı, seçim yasasını ve yargı kararlarını hiçe saydı.

Milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması, milletvekillerinin, siyasi parti liderlerinin,  gazetecilerin tutuklanması, seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine kayyım atamaları, onlarında çoğunun tutuklanması, sosyal medya paylaşımları nedeniyle binlerce kişinin ceza alması, Bahçeli’ye hakaretten suçlanana beraat kararı veren yargıcın hakkında soruşturma açılması, Anayasa Mahkemesi kararlarının tanınmaması derken…

Sıra savunmaya geldi.

Dünyada hak ihlallerinde baş sıraya oturan hükümet son günlerde hedefine avukatları ve baroları oturttu.

Hiç bir muhalefete ve örgütlenmeye tahammülü kalmayan iktidara, Barolar Birliği Başkanını teslim almak da yetmedi.

Savunma da meclis gibi güçsüz olmalı, sesi kısılmalıydı.

Barolar bölünmeliydi.

Bir kaç yıl önce Fetö önerisi olarak gündeme gelen baroları parçalayıp bölme önerisi hükümetin en üst düzeyinden dillendirildi.

Halkının çoğu açlık sınırının altında yaşayan, insanların geçim sıkıntısından üçer beşer intihar ettiği, en çok kadının öldürüldüğü, en çok çocuk istismarı yaşanan, fabrikaları tank fabrikasına kadar satılmış, dağları, akarsuları satışa çıkarılmış, pandemide vatandaşına bir maske dağıtamayan, destek şöyle dursun 10’ar TL bağış isteyen hükümetinin derdi barolardı.

Bu girişime karşı ülkenin henüz teslim alınmamış son kalelerinin komutanları, 81 ilin Baro Başkanları toplanarak hükümete “Baroma dokunma” çağrısında bulundular.

Onlar bunu yaparken Baroları temsil etmesi gerekirken bir süredir sarayın sözcülüğünü yapan Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ne yapacağını şaşırıyordu.

Yeşil pasaport falan derken mitili saraya atmaya bu kadar yaklaşmışken bu da nerden çıkmıştı?

Baroların olağanüstü genel kurul kararını tam bir hukuksuzlukla uygulamamış, Cumhurbaşkanıyla kapalı kapılar arkasında kendi ali menfaatlerini görüşürken, bu kriz de nerden çıkmıştı?

Hükümetin tasarıdan geri adım atmadığını gören 58 baro başkanı, iki gün önce  ,illerinden Ankara’ ya onurlu bir yürüyüş başlattılar.

Baroları böl yönet politikasının ürünü olan tasarı taslağına hükümetin ve kamuoyunun dikkatini çekmek için yüzlerce kilometre yol katederek Ankara’ya ulaştılar.

Meclisi ve Anıtkabir’i ziyaret edeceklerdi.

Ancak Ankara girişinde onları polis ordusu karşıladı. Ankara’ya girmemeleri için cüppeli baro başkanlarına cebir uygulandı, darp, tehdit, kuşatma, her türlü zor uygulandı.

Halen baro başkanlarımız yağmur altında, polis ablukası altında.

Onlar bu zoru yaşarken, Metin Feyzioğlu birkaç baro başkanı ile birlikte, hangi yüzle bilinmez Anıtkabir’i ziyaret ediyordu.

Öyle ya birinin, avukatlığın, savunmanın bağımsızlığını, hukukun üstünlüğünü savunma mücadelesinde cüppesi yırtılırken, diğeri cumhurbaşkanının önünde düğmesiz cüppesini ilikliyordu.

Hangi cüppe daha değerliydi?

Bu günler, son yıllarda yaşadığımız birçok gün gibi Türkiye ve demokrasi tarihine kara leke olarak geçti.

Bugün zora maruz kalan onurlu Baro başkanlarımız hiç yerinmesin. Onlarla gurur duyuyoruz. Mücadeleleri onurumuzdur. Yerinmesi gerekenler kişisel menfaat için davasını satan sözde Baro ve Barolar Birliği Başkanlarıdır.

Bizim davamız savunmanın yok olması pahasına alınan yeşil pasaport değil, savunması güçlü ve özgür, yargısı bağımsız, hukuku üstün bir hukuk devletinin değerli kırmızı pasaportuna sahip olmaktır!

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.