DOLAR 7,6604
EURO 8,9115
ALTIN 458,62
BIST 9,7897
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 32°C
Az Bulutlu

Münevver Özgenç yazdı: Alayına isyan! Kadın cinayetleri

Münevver Özgenç yazdı: Alayına isyan!  Kadın cinayetleri
MOBİL REKLAM ALANI
23.07.2020
145
A+
A-

“…Afganistan’da kadına babanın- erkek kardeşin- nişanlının- ya da kocanın hatta daha sonra oğlunun “namusu” olarak bakıldığından, ne kamuda ne günlük hayatta isimlerini kullanamıyorlar. Düşünün ki kız çocuklarının doğum belgesinde yalnızca babanın adı yazılıyor. Kadının ismi evlendiğinde düğün davetiyesinde, öldüklerinde mezar taşlarında yazmıyor! Bir Afgan sosyologun ifadesine göre, Afgan toplumunda en iyi kadın, görülmeyen ve duyulmayan kadın! Bizde de o yönde değil mi son on sekiz yılda bilinçli-sistemli uygulanan kadın politikaları, adım adım kadını evlere, aile içine sıkıştırma çabaları!…”

 

ARA REKLAM ALANI

 

MÜNEVVER ÖZGENÇ

 

 

 

Bu yazının girişi de, girizgâhı da yok bugün. Doğrudan isyan! Alayına isyan! İstanbul Sözleşmesi olmazsa, kadına karşı şiddet de cinayet de önlenemiyor  işte Bay Numan!

Adı üzerinde: Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi.

Siz şimdi kalkıp nasıl imzalanmışsa, usulünü yerine getirerek öyle de çıkılır diyorsunuz ya, bu sözleşme imzalandığında 2011 Mayısında, o yıl adı bile yetmişti kadın cinayetlerinin sayısını azaltmaya aslında. Nasıl ki son zamanda dilinize dolayıp tartışmaya açmanızla birlikte arttığı gibi!.

Neredeyse her güne bir kadın cinayetinin düştüğü bu ülkede ancak katlediliş biçiminden dolayı gündemde yer bulup, toplum vicdanı topyekün tavan yapıyor bazan. Testereyle doğrama, üzerine benzin dökerek yakma, yirminci kattan atma gibi.

Önceki yıllarda Münevver Karabulut, güzeller güzelimiz Özgecan, Şule Çet benzeri.

En son Pınar Gültekin. Katili Cemal Metin Avcı; adıyla soyadıyla açık açık!

Yok öyle çarpık medya dilinde erkeğin yüzünü buzlayıp, adını gizleyip baş harfleriyle anmak! Katile cani deyip, cinayetlere münferit gibi davranmak.

En magazinsel fotoğraflarından yakalarken kadını; yaşam tarzından, giyiminden, gülüşünden toplumun ataerkil bilinçaltına  ilkel bahaneler salmak!

Dokuz yıl önce ilk imzayı atmakla hani uluslararası arenada pek kostaklanılan, şimdilerde ise hedefte olan İstanbul Sözleşmesi bir yanıyla bunun için var efendiler! Şiddetin çıkmaya cesaret bulamayacağı bir toplum yaratma!

Bu yüzden ilk sırada hedeflenen, yobaz-bağnaz zihniyete korku salan Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini bütün topluma her türlü yolla yayma.

Peşi sıra etkin, aktif koruma! (sözleşmeden kaynaklı 6284 sayılı yasa)

Ardından şiddetten zarar gören kadın için ya da öldürülen kadın adına: etkin kovuşturma- etkin yargılama- adaleti sağlama!

Ve son olarak bütün bunların üstüne, kadınları geleceğe dönük güçlendirme!

Gel gör ki, hiçbirinde etkin uygulama olmadığı için bu dört unsurda

Kadına karşı şiddet de, cinayet de her yıl artarak çoğaldı son dokuz yılda! Her yıl bir öncekinden daha fazla.

Çoklu Baro’dan,  Ayasofya’dan sonra İstanbul Sözleşmesi!

İlk fırsatta sıra bunda.

Duyanlar, duymayanlar! Yüksek yerden “kaldırılsın” talimatına karşı  “çekilmeyelim kalsın” diyen TBMM Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK) başkanı( Akp) Canan Kalsın sessiz sedasız bu görevden alındı geçen hafta!

Kaldırılması yönünde “Böyle büyük bir beklenti varken bigâne kalamayız” denilen İstanbul Sözleşmesi’nden çekilindiğinde, sanılmasın ki sular durulacak ol cenahta!

Sakalı kaptırmayagör, akıl ve bilime sırt dönüldüğünde kimseler öngöremez, işler nereye varır sonunda!.

Tam da zamanlaması tüm bu gelişmelerle denk, bir haber çarptı gözüme: (*) Afgan kadınların bir slogan etrafınla yurtdışından yürüttüğü bir kampanya dünyada. Adı: Adım Nerede?  Afgan kadınlar isimlerini serbestçe kullanabilmek için üç yıldır bir özgürlük peşinde!

İçeriğe göre, Afganistan’da kadına babanın- erkek kardeşin- nişanlının- ya da kocanın hatta daha sonra oğlunun “namusu” olarak bakıldığından, ne kamuda ne günlük hayatta isimlerini kullanamıyorlar. Kadının ismini kullanmasına pek iyi gözle bakılmadığından hatta ailenin erkeklerine karşı hakaret sayılıp, utanç verici olarak nitelendirildiği için.

Düşünün ki kız çocuklarının doğum belgesinde yalnızca babanın adı yazılıyor. Kadının ismi evlendiğinde düğün davetiyesinde, öldüklerinde mezar taşlarında yazmıyor! Hasta olduklarında hastane kayıtlarında, reçetede bile adı geçmiyor.

Aynı haberde yer alan bir Afgan sosyologun ifadesine göre, Afgan toplumunda en iyi kadın, görülmeyen ve duyulmayan kadın!.

Bizde de o yönde değil mi son on sekiz yılda bilinçli-sistemli uygulanan kadın politikaları, adım adım kadını evlere, aile içine sıkıştırma çabaları!

Demem o ki: Kendi isim hakkından ve kimbilir daha hangi  küçücük özgürlüklerden  bile yoksun olan kadınları düşününce,

Cumhuriyet devrimleri sayesinde kavuşup, daha da ne mücadelelerle şu an elimizde bulundurduğumuz ancak farkında bile olmadığımız her türlü haklarımız bizler için ne çok değerli ve yitirmemek için mücadeleye değer!

Bu yüzden kadınlar olarak sımsıkı sarılalım; ilk başta erkek şiddetine karşı hayatta kalmak için yaşam güvencemiz olan İstanbul Sözleşmesi’ne.

Bugün İstanbul Sözleşmesinden çıkmak için iktidara dayatanların bahanesi yukarıdakilerle nasıl da benzeşmekte; aile kurumuna zarar verme.

Fazla söze gerek yok;

Zira zihniyet aynı karanlıklardan beslenmekte!.

 

(*)Haber: BBC NEWS TÜRKÇE 18 Temmuz 2020

 

 

 

 

MOBİL REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.