DOLAR 7,6604
EURO 8,9115
ALTIN 458,62
BIST 9,7897
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 32°C
Parçalı Bulutlu

MÜNEVVER ÖZGENÇ YAZDI: “DUR BE ZALİM DİYEMEDİK!”

MÜNEVVER ÖZGENÇ YAZDI: “DUR BE ZALİM DİYEMEDİK!”
REKLAM ALANI
14.08.2020
26
A+
A-

“…Şimdi hasat ve düğün mevsimi. Akşamları alabildiğine serinlik, alabildiğine düğün. Davetiyelerde “silah sıkılmaması” ricası, bunun yerine  havai fişek. Yüzlerce araçlık kornalı düğün konvoyları. Gurbetçiler büyük ölçüde gelmiş, kuyumcular tıklım tıklım. Marka mağazalar çoktan açılıp, müşterisini bulmuş. Zenginlik ve bolluk göz dolduruyor. Kaldırımlarda, dükkanlarda  çoğunluğu tesettüre kaymış eli kolu dolu kadınlar, envai çeşitte türban!…”

 

ARA REKLAM ALANI

 

 

Hep unutacak değil ya, insan belleği akıl almaz incelikler de yapar bazan.

Siz de yaşar mısınız bunu bilmem:

Durup dururken, geçmiş yaşanmışlıklardan bir anı kırıntısı, bir hatırlatma belleğimden şavkıyıp geçer birden. Mevsimin demine göre. Bir imge, çağrışım. Takvimi yoklarım, günü gününe tutar çoğunlukla. Bellek oyunları der, şaşarım.

Onlardan biri işte. Sabah sabah anımsattı yine:  -Keşke sağlam bir toplumsal hafızamız olsaydı da sarssaydı bizi beş-on yılda bir o da-

22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri’nden on üç yıl sonra, yaşadığımız günlerin bu harlı dağdağasında ve ülke gündeminin ne getireceği belirsiz karanlık bir ummana döndüğü yerde, okunur diye düşündüm. Affola.

Ben anı, siz yazı niyetine!.

***

Uğruna yandığımız sen değil miydin!..

22 Temmuz’un üzerinden ilk 22 gün su gibi aktı bile.

Şimdi siyasetin nehirleri başka gündemlerle çağlamakta. Benim aklım 22 Temmuz’a takılı;

22 sayısı hep güzellikler sunmuştur bana. Yaşamımın en önemli dönemeçlerinde ayın 22’si  ve devamı günler uğurlamıştır beni yeniliklere, mutluluklara. Bu kez ülkem adına sonuçlara dair bel bağlayışım bu yüzdendi belki de!

Sonunda böylesi bir gönül kırıklığıyla, küsüp 22’lere ve Temmuz’a, başka bir telaşın peşinde düştük memleket yollarına. Ne haber dinlemek, ne de bir gazete sayfası açmak gelmedi içimden günlerce.

Madem ki halkım böyle istedi, alınmaktan gayrı ne düşerdi bana.

Düş kırıklığının umuda, hoyratlığın özlenene, gösterişin güzelliğe bir daha üstün geldiğini nasıl anlarım. Haraminin ezilene,  ikiyüzlülüğün erdeme, sadakanın onura baskın geldiğini hangi öğretinin terazisine vurabilirim?

Çoktan biçilip, sarı saplara kalmış engin ovaların ortasında sıkışan  yüreğimi sıla yollarıyla teselli ederken, uğuldayan beynimi anız ateşleriyle yüklü  sıcak rüzgarlara verdim ancak!

Yollar öyle tenha, içinden geçtiğimiz yerler ve vardığımız yer öyle sakin ki!  İnsanlar işinde gücünde. Sanki seçim hiç yapılmamış, bu ülkede bu halk  hiç kimseleri seçmemiş. Kampanyalar, mitingler, atıp tutmalar, vaatler, anketler hiç birisi olmamış!.

Şimdi hasat ve düğün mevsimi. Akşamları alabildiğine serinlik, alabildiğine düğün. Davetiyelerde “silah sıkılmaması” ricası, bunun yerine  havai fişek. Yüzlerce araçlık kornalı düğün konvoyları.

Gurbetçiler büyük ölçüde gelmiş, kuyumcular tıklım tıklım. Marka mağazalar çoktan açılıp, müşterisini bulmuş. Zenginlik ve bolluk göz dolduruyor. Kaldırımlarda, dükkanlarda  çoğunluğu tesettüre kaymış eli kolu dolu kadınlar, envai çeşitte türban!

Bu ilçe, 27 yıl önceki, 25 yıl önceki yokluğa ve zorluklara direndiğimiz ilçe değil! Bu koku, bu topraklar bize dar edilmemiş. Terk edip gitmemişiz buralardan bilinmezliğe! Bu pınarlarda kaynayıp, şehrin ortasından usul usul akan bu nehirde hiç gönlüm kalmamış!.

Yakın mesafe ilçeler arası işleyen dolmuşta çok sevdiğim türküler hâlâ! Ön tarafta kucaklarında torunlarıyla oturan yaşlı erkekler, arkada kadınlar. Sarı çiçek ayçiçeğine kesmiş tarlalar boyu yol üstü köylerde arabadan sessizce inen  başörtülü genç kadınlar.

Memnun gözüküyor herkes halinden. Hiç kimsenin bir şikâyeti yok gibi.

Sandıktan çıkana kırk takla atmak varken, bu bendeki iç sıkıntısı, yürek yangını neden? Açlık sınırı, işsizlik rakamları, asgâri geçim haddi, yoksulluk, hastanelerdeki perişanlık, kapıya dayanan kuraklık, yağmalanan ülke, demek hepsi benim paranoyadan muzdarip beynimin hastalıklı uydurmaları.

Daha öncesi hiç yaşanmamış!

30 yıl önce yeşertmeye çalıştığımız umutlarımız, ölümüne inandığımız insanlık düşlerimiz, acımasızca tırpanlanan gençliğimiz, ölümlere savrulan kuşağımız kimin belleğinde?

Bin dertle dertlenip uğruna yandığımız halk değil miydi?

Ve bir güzel rastlantı, bir nefes..

Nurhak Kültür Şenliklerindeyiz. Türkü ve semah bolluğu.

Bizden önceki kuşak, ülkesinin bağımsızlığını ve halkının mutluluğunu istemenin bedelini canlarıyla ödeyenler, bunun  için  bu dağlarda ölümü kucaklayanlar geliyor bir bir gözümün önüne.

Aklı yaşından olgun Dertli Divani ve Grup hasbihal’i dinliyoruz;

“Diktiğimiz fidanların/ Meyvesini yiyemedik.

Ne suçu vardı onların/ Dur be zalim diyemedik”

Halk ne eylerse güzel eyler teranesinde dozu arttırıp, arkasındaki desteği sorgulamadan, değirmenin suyunu sormadan, işbirlikçinin, fırsatçının, hainin borusunu öttürüp oyunun kurallarına övgüler dizenleri düşünüyorum.

Urfa’nın Kısas Köyünden Dertli Divani sürdürüyor;

“Yaşanılası dünyanın/ Ne tadı ne tuzu kaldı

Ömür denen şu zamanın/ Çoğu gitti azı kaldı

 

Çalışmadan yiyenlerin/ Derimizi giyenlerin

Nice benim diyenlerin/ Ne izi ne tozu kaldı

 

Çürük ökçe yırtık taban/ Kurdu kuşu ettik çoban

Gariban daha da gariban/ Ne çulu ne de bezi kaldı

 

Bizden geçinen kalleşler/ Döner geri bizi taşlar

Sustu yaren yoldaşlar/ Ne sözü ne özü kaldı”

Şenlik alanını çevreleyen bahçenin adam boyu taş duvarları üzerinde oturup, ayaklarımızı sallamışız. Üzerimizde meyveye durmuş ceviz ağacı. Üşüten gece serinliği. Dinliyoruz;

“Giriftar eyledin beni bu derde

Bu senede bu aylarda bu demde

Yüz bin derman versen almam bu derde

Yaramı ellere bağlatma yar yar”

 

Ne olursa olsun, bu halktan yüz çevirmek yok. Umutsuzluğa yer yok!..

14 Ağustos 2007

 

REKLAM ALANI
YORUMLAR

  1. Nejdet Kahraman dedi ki:

    Yüreğine ve emeğine sağlık. Harikasınız.