DOLAR 8,1981
EURO 9,6609
ALTIN 503,11
BIST 10,6960
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 30°C
Çok Bulutlu

Başak Karatepe sanatçıların isyanını yazdı: Belediyeler, sanatçılara sahip çıkınız!

Başak Karatepe sanatçıların isyanını yazdı: Belediyeler, sanatçılara sahip çıkınız!
REKLAM ALANI
25.09.2020
230
A+
A-

“…En büyük görev burada belediyelere düşüyor. Belediyelerimizin sahip çıkmasından başka şu an için bir çıkar yolumuz yok. Belediyelerimizde derse ki, bizde bize bağlı sanata ve sanatçıya sahip çıkıyoruz diye… Ben de devlet ve belediyeler dışında ki, yıllarca sanata emek ve gönül vermiş sanatçılarımızı sanatçıdan saymıyor musunuz diye sorarım sizlere… Ferhan Şensoy’un ‘Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı’ oyununu örnek vererek…”

 

ARA REKLAM ALANI

 

BAŞAK KARATEPE

 

 

Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN bilinen birkaç ünlü sözüyle başlayalım yazımıza…

*Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.

*Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz. Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatkâr olamazsınız.

*Güzel sanatlarda muvaffak olmak, bütün inkılaplarda başarıya ulaşmak demektir. Güzel sanatlarda muvaffak olamayan milletler ne yazık ki, medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla yer almaktan ilelebet mahrum kalacaklardır.

*Yüksek bir insan topluluğu olan Türk Milleti’nin tarihî bir özelliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.

***

Geçenlerde bir söz duymuştum “ben iyiyim diyeyim de sen anla gerisini” diye. Bizimkisi de o misal, biz iyi diyelim de siz anlayın gerisini. Hatta öyle bir hal aldı ki durum, artık iyi bile diyemiyoruz.

Daha öncesi de pek iyi değildi, belli bir yere bağlı olmadan özel olarak kendi çabalarınca sanatlarını yürütmeye ve ayakta kalabilmeye çalışan dostlarımızın durumu…

Ama en azından öyle ya da böyle idare edebiliyorlardı.

Sanatçı dostlarımız üreten insanlar. Üretimleri devam ettikçe yaşamaya devam ederler. Üretim bittiğinde ise ölürler. Yani onları bu şekilde canlı canlı gömmüş olursunuz toprağa ya da solunumu durmuş bir bitkisel hayata sokarsınız.

Devlet ve belediyelerin işi yol, su, elektrik, betonarme, park bahçe değildir yalnızca. Her şeyden önemlisi insanlarının ruhsal benliklerini korumak, ruhlarını iyileştirip, gelişimlerini sağlamak gibi yükümlülükleri vardır. Bunun da en iyi yolu sanattır.

Eski zamanlarda savaş sonrası toplumu iyileştirmek ve eski düzeni sağlayabilmek, insanların ruhsal sağlıklarını koruyabilmek amaçlı sanat kullanılmıştır.

Çünkü sanat iyileştirir.

Hatta sanatın iyileştirici gücünü kullanabilmek amaçlı, en zor psikolojik vakalarda bile etkisi bilinen, sanat terapisi alanı çıkartılmıştır.

“Titanic” filmini çoğunuz hatırlarsınız. Gemi batarken bile çalgıcılar müziklerini çalmaya devam ederler çalabilecekleri en son zamana kadar. Burada imgesel olarak sanatın önemi vurgulanmaktadır. Bir tür kurtarıcı gibi en son zamana kadar sanata sığınılmaktadır.

Belki tanklarımız, tüfeklerimiz yok. Roket atarlar, bombalar geçmiyor üzerimizden ya da savaş gemilerimiz yok ama bir ölüm kalım savaşının içindeyiz. Hem de gözle görülemeyen küçücük bir virüse karşı. Sağlıkçılarımız sağlık için savaş halindeyken… Bizlerde insanlarımızın ruhsal sağlıkları için savaş halinde olmak durumundayız.

Yani demem o ki gemi batıyor “Titanic” misali…

Bizleri koruyacak en önemli etkenlerden biri de SANAT.

Şimdi diyeceksiniz ki belki… felaket tellalı mısın?!

Ölüm sayısı binlerce kişiyi bulmuşken, insanlarımız ölümle burun buruna, korku içinde yaşıyorken, işsizlik oranları giderek artarken, eğitim sistemi yerle bir olmuş, ekonomi berbat yarın ne olacak diye insanlarımız korku içindeyken… Toplumun içinden enteresan tiplemeler pırtlayarak kadın cinayetlerinin, şiddetin, çocuk istismarlarının sayıları inanılmaz derecede artmışken…

Üzgünüm ki sizlere burada Polyannacılık oynayamayacağım.

Toplum olarak giderek manyaklaşıyoruz. Birbirimize, ne de olaylara karşı artık töleransımız kalmamaya başladı. Giderek ayrılmaya, ayrışmaya, soyutlanmaya başladık. Peki bu ruhsal durumu nasıl yeneceğiz?

Tabi ki sanatın hem iyileştirici hem de birleştirici çatısı altında.

Anayasa Madde 64- Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır.”

Devletin sanatını ve sanatçısını korumak gibi bir yükümlülüğü vardır. Devletimiz devlete bağlı sanatçılarını koruyup, kolladığı için…

En büyük görev burada belediyelere düşüyor. Belediyelerimizin sahip çıkmasından başka şu an için bir çıkar yolumuz yok.

Belediyelerimizde derse ki, bizde bize bağlı sanata ve sanatçıya sahip çıkıyoruz diye…

Bende Devlet ve Belediyeler dışında ki, yıllarca sanata emek ve gönül vermiş sanatçılarımızı sanatçıdan saymıyor musunuz diye sorarım sizlere…

Ferhan Şensoy’un “Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı” oyununu örnek vererek.

Burada süpermarketler açılmadan önce işleri gayet iyi giden bir bakkalımız vardır. Süpermarketler açıldıktan sonra sisteme karşı ayakta kalabilme mücadelesi verir bu kahraman bakkalımız. Peki bu bakkalımızın şaşalı, içinde her şeyi bulabileceğiniz, konforlu, süpermarketler karşısında ayakta kalabilme şansı ne kadardır?

Yine de herkes bilir ki…

Mahalle bakkallarının o sıcaklığını, sohbetini bulamazsınız süpermarketlerde…

Misal başınız sıkıştığında gidip bir süpermarkete borç yazdıramazsınız. Kapı dışarı ederler hemen sizi oracıkta.

Süpermarketlerin yeri başka, bakkalların yeri başkadır.

İkisi de olması gerekir bu sistemde…

Aynı sanatta olduğu gibi…

Özel tiyatrolarımız da şu süreçte ciddi bir ölüm kalım mücadelesi veriyor, tiyatrolarını kapatmamak ya da yaşamlarını devam ettirebilmek için.

Çoğu tiyatro ve sanatçımız ise bu sürece yenik düşmüş durumda…

Birilerinin artık onları görmesi ve yaşanılan bu kan kaybına müdahale etmesi gerekmiyor mu?

Geçenlerde bir haber okudum. Onlarca sanatçımız yaşamlarına son vermiş. Artık bizi canlı canlı değil, bir çıkar yol bulamadıkları için canlarına kıyan sanatçılarımızı…

Sisteme kurban olmuş, yem olmuş ölülerimizi gömüyorsunuz toprağa… Patır patır dökülüyoruz yani…

Misal patates taşıyıcısı bir kamyon, arkada bir açık var ve sağa sola patatesler saçılıyor kamyon giderken.

İşte o misal patır patır saçılıyoruz göz göre göre…

Patates gibi..!

Buradan sanatçı dostlarıma da seslenmek istiyorum.

Tek başınıza güçsüzsünüz, görmezden gelirler.

Çünkü sevildiğimiz kadar korkuluyoruz.

Çünkü doğru bildiklerimizi korkmadan söyleriz, susmayız.

Çünkü sanat hiçbir şeyin hiçbir kuvvetin etkileyemeyeceği şekilde toplumları alıp, sürükleme gücüne sahiptir.

Bu gücü iyi yönde kullanmak yerine, gücünden korkarlar genellikle…

Sistemin yalakası değillerdir.

Aksine sistemin eksikliklerini ve çarpıklıklarını ortaya çıkarıp, sermek… Bazen bir tokat gibi yüze çarpmak, bazen de inceden inceye insan ruhuna sızıp, bu çarpıklıkları ve eksiklikleri düzeltip, onarmak, iyileştirmekle hükümlülerdir.

O yüzden toplumun önünde görülürler.

Bu da işlerine gelmez birtakım kesimlerin.

Birlik olun, beraber olun. Belki biraz klasik olacak ama “bir elin nesi var, iki elin sesi var” diye boşa denmemiş. Tek elle bir şey yapamazsınız, anca parmak şıklatırsınız onun için de en az iki parmak gerekli.

Dün sosyal medyamda dolaşırken İstanbul Belediyesi’nin bir paylaşımını gördüm.

Yaşadığımız bu sancılı Pandemi sürecinde zor günler yaşayan, 50 özel tiyatro 50 oyunla İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Ekim ayı boyunca konuğumuz olacak. Sahnelerimizi birbirinden değerli sanatçılarla paylaşarak, perdeleri birlikte açıyoruz.”

Ne güzel bir birlik örneği…

Peki yeterli mi?

Bu birlik örneğini diğer şehirlerde ve belediyelerde de görmek istiyoruz. Bu zor süreçte belediyeler sahip çıkmalıdır sanatçılarına, her türlü kolaylığı sağlayarak.

Belki bir yerlerden duyulur dostlarımızın çığlık sesleri…

Bu anlamda bir çalışmaya el atılır, iş işten çokta geçmeden.

Çok daha fazla sanatçımızdan olmadan, kan kaybetmeden.

Biraz sert oldu belki ama…

Hal…

Böyleyken böyle… diyor.

Yaşanılanlar karşısında sessiz kalamayacağımı ve kalınmaması gerektiğini düşünerek…

Mustafa Kemal Atatürk’ün en çok değer verdiği ve özellikle önemini vurguladığı şeylerden birinin sanat olduğunun yeniden vurgusunu yaparak…

Sanatçılarımızın sesi olmaya davet ediyorum.

Sanattan korkmayın..!

Sanat öldürmez..!

Sanat İyileştirir..!

Sanatınıza ve sanatçılarınıza sahip çıkın..!

Tüm sanat gönüllüsü dostlarımız adına…

 

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.